Suyun Gizemli Mesajı…

944441_593378134035405_1499608685_n

Çok değil bundan birkaç yıl önce internette dolaşan bir mail benim de kapımı çalmıştı.

Başlığı “Suyun Gizli Mesajı” olan ve ekinde çeşitli resimlerin eşlik ettiği bir e-postaydı bu. Klasik müziğin, güzel düşünmenin ve güzel kelimelerin su kristallerine güzel şekiller verdiği, kötü düşünce ve heavy-metal gibi gürültülü müziğin ise su kristallerinin şeklini bozduğu iddia ediliyordu.

İddiaya göre bir şişeye su doldurup üzerinde “sevgi” yazılı etiketle saklanması, şişeye güzel konuşularak “iyi kristaller” haline dönüşen suyun tüketilmesi tavsiye ediliyor. (Bizim tabirimizle bir çeşit okunmuş su… Maili okuyunca anneannemin sınav öncesi iyi niyetlerle üzerine dua okuduğu pirinç tanelerini kapıdan çıkarken ağzımıza tıkıştırdığı zaman geldi aklıma)

İlk bakışta pek inandırıcı görünmese de ilginç olduğu kesindi. Japon bir araştırmacı olan Masaru Emoto yaptığı çalışmada insan vücudunun ve dünyamızın %70’ten fazlasını kaplamakta olan suyun moleküler yapısının insanların düşüncelerinden, sarf ettikleri sözcüklerden ve dinlemiş oldukları müzikten etkilenip etkilenmediğini araştırmış ve yaşam kalitesinin vücutlarındaki ve yeryüzündeki suyun kalitesi ile bağlantılı olduğunu savunuyordu.  Bu bilim adamı; hayatımızdaki pozitif düşünceler sayesinde kendimizi ve yaşamış olduğumuz gezegeni iyileştirmenin ve yenilemenin mümkün olduğunu iddia ediyordu.

23114pj2-1

Okudum ve ilginç geldi ama o kadar! başka ne yapabilirdim ki zaten? Hemen bir şişeye su doldurup okuyup üfleyip içecek halim yoktu elbette! Unuttum gitti..

Ben unuttum unutmasına da o benim peşimi bırakmaya pek niyetli değildi anlaşılan zırt pırt karşıma çıkıp duruyordu.

Bir gün bir arkadaşım al bu cd’yi izle diyerek elime What The Bleep Do We Know isimli (Türkçeye ne halt biliyoruz ki olarak çevrilmiş) ve kuantum fiziği denilen olaydan pekte anlamayan insanların (benim gibi) en azından bir fikir sahibi olmasına yardımcı olan bir çeşit New-Age içerikli filmi verdi. İşte o filmde de Emoto’nun kristalleri yine karşıma çıkmıştı. O video bu olayı tam anlamıyla kavrayabilmem için bir parça daha destek olmuştu zihnime aslında.

Yine üzerinde pek durmadan aaa evet ya ilginçmiş deyip unuttum. Elbette üzerinde düşünmedim değil ama doğruluğunu kavrayabilmek için uygulama şart. E uygulama yapabilmek için de vakit ayırıp inanmak şart. Sanırım henüz tam olarak ikna olamamıştım. Ama hep aklımın bir köşesinde takılı kaldı.

Derken kısa bir zaman sonra bir yaz akşamı ünlü flüt sanatçımız Şefika Kutluer’in Alanya da muhteşem bir konserine gittim. Aaaa ne göreyim konser öncesi Şefika Hanım elinde bir buton karşısındaki perdeye bakarak ‘işte bu da Bach’ı dinleyen su kristalinin aldığı muazzam şekil’ diyerek teker teker su kristallerine dinletilmiş müzikleri ve o kristallerin aldığı hali gösteren perdeye yansıyan resimleri anlatarak konserine başlamak istediğini söylüyor. İşte birazdan bu konserden çıkarken bizlerin de bu güzellikte, bu ruh halinde olacağımız düşüncesiyle başladık konseri dinlemeye. Muhteşem bir konserdi gerçekten. Ama elbette bu düşüncelerden ötürü değil, Şefika hanımın harika icrasından. Müzik kesinlikle ruh halini etkileyen bir unsur, hatta tıpta bile tedavi amaçlı kullanıldığını biliyorum. Bence bay Emoto’nun tezi ile bağlantılı bu durum? Diye düşündüm konser sonrası.

aaa5Derken mütemadiyen karşıma çıkmaya devam etti bu çalışma. En son geçenlerde kitapçıda da karşılaşınca aaaa yeter ama, tamam kabul bana vermek istediğin bir mesaj var varsayıyor ve seni araştırmaya karar veriyorum dedim… ve başladım kurcalamaya…

Önce bu bay Emoto kimdir? Nedir? Bir bakayım dedim.

Yazısında ünvanı ‘Dr.’ olarak geçse de, aslında tıp doktoru değil Bay Emoto. Japonya’da doğmuş ve Yokohoma Devlet Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuş. Ayrıca 1992 yılında Hindistan’da bulunan bir Alternatif Tıp Üniversitesinden “Alternatif Tıp” lisansı almış.

Kitabın sunuş yazısında, donmuş su kristallerinin fotoğrafını çekmeye 10 yıl önce başladığını belirten Emoto, bir kitapta okuduğu “Hiçbir kar kristali bir diğerinin aynısı değildir” sözünden yola çıkarak su kristallerini incelemeye karar verdiğini söylemiş. Emoto, ve son derece hassas bir mikroskop kiralayarak buzluktaki donmuş buz kristallerinin fotoğraflarını çekmekle işe başlamış. Bu çalışmalar sırasında 50 değişik su numunesini, -20 derecede üç saat boyunca derin dondurucuda dondurduktan sonra buz damlaları elde etmiş, iki ay süren deneyler ve zorlu çalışmalarından sonra nihayet ilk fotoğrafı elde etmiş.

Kitabında diyor ki Emoto; “Elbette asla elli benzer kristal elde edemezsiniz. Kimi zaman tek bir kristalin bile biçimlenmediği de olur. Kristal oluşumunun grafik eğrisini çıkardığımızda farklı su numunelerinin farklı kristaller biçimlendirdiğini fark etmiştik. Bazı sulardan aldığımız kristaller, gözle görülür biçimde benzerlik gösteriyordu. Bazı sulardan elde ettiğimiz kristallerse deformasyona uğramış halde oluyordu, bazıları da hiçbir zaman kristal formu almıyordu. Önceleri farklı yerlerden aldığım musluk sularını inceliyordum. Tokyo’daki musluk suyu tam bir felaketti, bütünlüklü tek bir kristal bile biçimlenmiyordu. Suyu sterilize etmek için kullanılan klor, suyun doğal yapısını mahvetmişti. Oysa nereden gelirse gelsin, ister kaynak suyu, ister yeraltı suları, buzullar, deniz seviyesinden yüksekteki tatlı su kaynakları ya da pınarlar, insan eliyle bir şekilde müdahale edilmemiş sulardan daima bütünlüklü kristaller elde ediyorduk.”aaa6m

“Suya müzik dinleterek fotoğraflama”

Müzikten gelen titreşimlerin suyu nasıl etkileyeceğini araştırmaya başlamış bay Emoto, bunun için düz bir platform üzerine iki hoparlör yerleştirip tam ortasına da içinde damıtılmış su bulunan şişe koyarak bu deneyi gerçekleştirdiklerini ise şöyle anlatıyor:
“Sonuç aklımızı başımızdan almıştı. Işıklı ve berrak melodisiyle Beethoven’in Pastoral Senfoni’si, son derece iyi biçimlenmiş harikulade bir kristal vermişti. Ulvi güzelliğe övgü olan Mozart’ın 40. senfonisi, son derece zarif ve yalın bir kristal vermişti. Chopin’in Opus 10 serisinin 3 numaralı etüdünden doğan kristal ise olağanüstü ayrıntılarıyla baş döndürüyordu. Suya dinlettiğimiz klasik müzik parçalarının hepsi de bariz biçimde iyi şekillenmiş kristaller oluşturuyordu. Tam aksine, şiddetli heavy-metal müzik dinlettiğimizde ya kırık dökük parçalı kristaller oluşuyor ya da en iyi koşullarda biçimsiz kristaller ortaya çıkıyordu.”

Ses titreşimlerinin verdiği sonuçlar Emotoyu görüntülerin ve iyi dileklerin de su moleküllerini etkileyip etkilemediğini araştırmaya sevk etmiş, “teşekkürler” ya da “aptal” gibi bir kelime yazılı kağıdı su dolu şişeye sararak bunun oluşturduğu kristalleri incelemiş. Emoto, Bu deneylerin sonucunda da hayal kırıklığına uğramamış. Su, ‘teşekkürler’ yazısına son derece güzel bir kristalle tepki vermiş. Öte yandan ‘aptal’ kelimesi, tıpkı heavy-metal müzikte olduğu gibi, biçimsiz, parçalı kristaller üretmiş. Sonraki deneylerde, suyun ‘hadi yapalım’ gibi olumlu ifadelere güzel biçimli, albenisi olan kristaller yaratarak tepki verdiğini görmüş. Japon araştırmacı, mikrodalga fırında ısıtılan, cep telefonu, televizyon ve bilgisayar yakınında tutulan sudan ise biçimsiz kristaller ortaya çıktığını söylüyor.

Deprem tahmini için Müthiş buluş…

Emoto, depremleri önceden tahmin etme çalışmalarının, su kristalleri araştırmasının en çok fayda sağlayabileceği alanlardan biri olduğunu öne sürüyor. Suyun, yaşanacak bir depremi önceden tespit edebilme yeteneğine sahip olduğuna inandığını ise şöyle açıklıyor: “Bir gün, yeraltı sularından günlük olarak numune alınıp kristal formasyonundaki değişikliklerin gözlenmesi sonucunda yerkabuğundaki farklılaşmaları tespit edebileceğimizi düşünüyorum. Depremin ardından, depremden önce ve sonra çekilmiş kristal fotoğraflarını kıyaslayabiliriz. Deprem habercisi sayılabilecek kristallere dair verileri toplayarak benzerlikleri tespit edip bu bilgiyi olası depremleri önceden tahmin etmekte kullanabiliriz. 1995 Kobe depreminin yol açtığı acı ve yıkıma tanıklık etmiş biri olarak, depremleri önceden tahmin etmek için su kristallerinden yararlanmanın insanlığa büyük katkısı olacağını söyleyebilirim.”

Suyun Gizli Mesajı mı Yoksa Ticari Bir Oyun mu?

Aslında Emoto’nun deneyini onaylamayan daha doğrusu bir düzmece olduğunu iddia eden bir grupta yok değil. Bu gruba göre Deneyde bahsi geçen ve “Su Kristali” denen şeyleri aslında hepimiz yakından tanıyoruz. Bu su kristalleri aslında bildiğimiz “buz”. (Zaten bay Emoto aksini iddia etmiyor -20 derecede  üç saat boyunca derin dondurucuda dondurduktan sonra buz damlaları elde ettiğini kendisi ifade ediyor)
ve diyorlar ki;
Bu deneyi değerlendirirken en başta düşünmemiz gereken şey fizik kuralları. Su, ya da kimyasal adı ile H2O, iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomunun kovalent bağ yapmasıyla oluşur. Sıvı haldeki tüm su molekülleri aynı yapıdadırlar. Su, ancak donduğunda kristalleşir ve her bir kristal kristalleşme anındaki diğer fiziksel koşullara, bulunduğu yere, ısıya, basınca göre farklı şekiller alabilir. Kar tanelerini anımsayın. Isı artınca kristaller eridiğinde ise gene her biri aynı forma sahip su moleküllerine dönüşürler.

Deney yapıldığı tarihten beri Double-Blind* ya da çift kör denen teyit yöntemi uygulanmadığı için eleştiriliyor. Tekrar edilen denemelerde de Emoto’nun sonuçlarına ulaşılamamış.

* Double-Blind: Ne araştırmaya veya deneye katılan deneklerin, ne de araştırmayı veya deneyi uygulayan kişilerin araştırmanın asıl amacından veya kimin kontrol, kimin deney grubunda bulunduğundan haberi olmadığı bir tür kontrollü araştırma/deney tekniği. Örneğin bu yeni bir ilacın uygulanmasıyla ilgili bir araştırmaysa hasta da, doktor da hangi hastaların etken madde içeren ilacı, hangilerinin plasebo aldığını bilmez. Böylece kişisel önyargıların (araştırmacının veya deneklerin beklentilerinin), ya da plasebo etkisinin deney sonuçlarını bozması önlenir.
Halen dünyadaki Skeptisizm hareketinin öncülerinden kabul edilen James Randi tarafından kurulan James Randi Eğitim Vakfı (ki bu vakıf paranormal olarak lanse edilen her bir fenomeni bilimsel olarak ispatlayan kişilere astronomik ödüller vaat ediyor)2003 yılında Emoto’ya deneyinden elde ettiği sonuçları kontrollü bir double-blind çalışma sonunda yeniden elde etmesi ve dokümante ettirmesi halinde 1.000.000 USD ödül önermiş. Ancak halen Emoto bu teklifi kabul ederek deneyini tarafsız hakemlerin önünde tekrarlamaya gönüllü olmuş değil.

Indigo_smVe deniliyor ki Masaru Emoto, kitabın yayınlanmasını takiben kurduğu HADO isimli şirket aracılığı ile internet üzerinden su satıyor. Indigo Water adı altında piyasa sürülen bildiğimiz suyun 8 oz, yani 230 ml’si 35 USD. Kabaca bir hesap ile suyun bir litresinin 150 USD ‘ye satıldığını bulabilirsiniz. Fiyatın fahişliğini biraz olsun örtbas etmek için, 8 oz’luk bu şişedeki güzel sözler söylenmiş bu suyun 8 galon (yaklaşık 30 litre) su ile karşıtırılarak tüketilmesi önerilmiş. İddiaya göre Japonca güzel sözler öğrenen kristaller, diğer kristallere öğretebiliyor.

HADO firmasının web sitesindeki tanıtım yazısı şöyle:

A geometrically perfect water with the “Message” your body is waiting to receive. Dr. Emoto’s Indigo Water contains eight ounces of highly charged hexagonally structured concentrate.

TÜRKÇESİ:
Vücudunuzun beklediği mesajı içeren, geometrik olarak mükemmel bir su. Dr. Emoto’nun Indigo Water’ı 8 ons yüksek oranda şarj edilmiş ve heksagonal olarak yapılandırılmış konsantre içeriyor.

Açıkçası son paragrafta bahsi geçen ‘İndigo Water’ konusunda hak vermemek mümkün değil zira 230 ml’si 35 USD. Olan bir su satışı ilginç geldi bana çünkü madem güzel sözler dilekler ve dualarla kendi içtiğimiz suyu bile güzelleştirebilirsek bunu neden kendimiz yapmayıp satın alalım ki? Zaten bay Emoto kitabında bunları anlatmıyor mu? Ama elbette kimse dayatmıyor almazsan alma kardeşim :))))

İllaki karşı bir tez çıkar zaten her çalışmanın karşısında, önemli olan bunu çürütmek mi? Yoksa ben kendi iddiamın arkasındayım kimseye bunu tekrar tekrar ispatlamak zorunda değilim, isteyen denesin görsün diyerek bildiği yolda yürümek mi? Ayrıca bay Emoto’nun yıllarca kafa patlatıp araştırdığı bu olay kötü bir şey değil! Kimseye hakaret eden veya kimsenin inancını yargılayan bir durum da değil. Hatta insanları güzel düşünmenin, iyi olmanın, iyi şeyler yapmanın önemini bir kez daha hatırlatıyor. Kimseye karşı değil kısacası, yaptığı çalışmada öldürün vurun kırın da demiyor! Güzel düşünün güzelleşin diyor ve bu söylediğinin nedenini yaptığı çalışmayla çok güzel bir şekilde açıklayarak ifade ediyor. Hele ki araştırmalarını geliştirip gerçekten bahsettiği gibi depremi önceden tespit edebilmek için kullanılabilecek bir çalışma yaptığını söylüyorken…Ticari amaç veya kaygıya gelince; uzun yıllar süren bir araştırma ve çalışma sonucu bir kitap yazıyor ve neden karşılığını almasın ki? Zaten yazdığı kitapla gerçekçi daha doğrusu yalansız ve para kaygısı olmaksızın çalışmadıysa ki bu biraz köylü kurnazlığı olur. (bir japon!) bundan sonra zaten takip edilmez ve silinip gider… Ama bunca yıldır çalıştığı ve gerçekten bahsettiği şeyler aslında devrim niteliğinde! Üstelik bilim adamlarının bile üzerinde kafa patlattığı ciddiye aldığı bir konu olduğuna göre dikkate alınacak bir tarafı olsa gerek!

Çok uzatmayayım, aslında her şeyin düşünce yapımızla, içimizdeki güzellikler ve iyi hislerle ilgili olduğunu dünya alem biliyor, ayrıca tüm semavi dinler, düşünürler, hatta bazı bilim insanları da bunları anlatmıyor mu? Tamam belki farklı sözcüklerle ifade ediyorlar ama hepsinin temelde altını çizdiği şey aynı. Güzel düşünün, güzel söyleyin, güzel dinleyin, güzelleşin…

Kaynak : http://dehrice.blogspot.com/2010/02/suyun-gizli-mesaj-m-yoksa-ticari-bir.html

Reklamlar